Starbucks Sürdürülebilirlik Direktörünü Kadrodan Çıkardı. Bunu Nasıl Okumalı?
Dünyanın en büyük kahve zinciri, Sürdürülebilirlik Direktörü (Chief Sustainability Officer) pozisyonunu kapattı. Bir kişiyle yolların ayrılması değil bu, koltuğun tamamen kaldırılması. Fark önemli. Birini işten çıkarmak personel kararıdır, bir pozisyonu silmek ise o işin artık ayrı bir liderlik gerektirmediğine dair bir karardır.
Önce viral olan hikayeyle gerçeği ayırmak gerekiyor, çünkü ikisi tam örtüşmüyor.
Ne oldu, ne olmadı
Doğrulanan kısım açık. Sürdürülebilirlik direktörü Marika McCauley Sine ve şirketin yeniden kullanım (reuse) ambalaj stratejisini yöneten Chris McFarlane, Mayıs 2026’da açıklanan ve yaklaşık 300 kişiyi kapsayan işten çıkarmada yer aldı. Kalan kurumsal sürdürülebilirlik ekibi artık Chief Social Impact Officer Kelly Goodejohn’a bağlı. Şirketin gerekçesi şu: kahve dükkanlarında ve kahve yetiştirilen topluluklarda bu iki alan iç içe geçtiği için tek liderlik altında toplanıyorlar.
Viral postların atladığı iki nokta var.
Birincisi, sık paylaşılan “2026’da emisyon yüzde 3 arttı” ifadesi yanlış. Bu artış 2019-2024 dönemine ait ve kamuya açık son veri bu. Starbucks normalde nisanda yayımladığı küresel etki raporunu 2026’da hâlâ yayımlamadı. Yani karbon ayak izi azalmıyordu. En güncel rakam bile birkaç yıl eski, üstelik o rakamı üretip takip eden fonksiyon da elden çıktı. Sorun emisyonun artması değil sadece, artık ölçen kimsenin kalmaması.
İkincisi, bu tek başına “sürdürülebilirlik umurumuzda değil” jesti değil. Eylül 2024’ten beri CEO Brian Niccol’ün finansal toparlanma planı kapsamında yaklaşık 2.300 kurumsal pozisyon kesildi. Sürdürülebilirlik ekibi bu geniş kesintinin bir parçası. Bunu görmek olayı küçültmüyor, tam tersine daha rahatsız edici kılıyor: sürdürülebilirlik, marj baskısı altında ilk feda edilen kalem oldu.
Bir koltuğun nereye konduğu
Chief Sustainability Officer unvanı eski bir başlık değil. C-seviyesi bir pozisyon olarak ancak 2000’lerin sonunda yaygınlaştı. Şirketlerin sürdürülebilirliği bir iletişim ya da kurumsal sosyal sorumluluk işi olmaktan çıkarıp stratejinin içine almaya başladığının işaretiydi. Bir işi C-seviyesine taşımak demek, ona bütçe, yetki ve yönetim kurulu görünürlüğü vermek demek.
O koltuğun kaldırılıp işin tekrar “sosyal etki” başlığının altına alınması, on beş yıllık bir yükselişi geri sarıyor. Bir fonksiyon ayrı liderlik taşıdığında bütçesi ve hesap verebilirliği olur. Başka bir birimin alt kalemine indiğinde ikisi de zayıflar.
Bu da tek bir veri noktası değil. Starbucks yönetim kurulu Kasım 2025’te Çevre, Çalışan ve Topluluk Etkisi (EPCI) Komitesini de sessizce kapatmıştı. Hem yönetişim hem operasyon katmanında aynı dönemde aynı yönde inceltme yapıldı.
Maliyeti büyüten riski kesmek
Starbucks’ın en temel girdisi kahve ve fiyatı son yıllarda uçtu. Arabica’nın pound fiyatı 2016’dan bu yana iki katından fazla arttı, 2025 başında ilk kez 4 doları geçti ve elli yılın en yüksek seviyesine çıktı. Bunun arkasında spekülasyon ya da talep patlaması değil, iklim kaynaklı rekolte şokları var: Brezilya’da kuraklık ve don, Vietnam’da düşen üretim, 2050’ye kadar kahve yetişen alanların yarıya inebileceği tahminleri. Dünya Bankası ve FAO’nun teşhisi de bu yönde.
Şimdi iki şeyi yan yana koyun. Starbucks’ın kârını en çok sıkıştıran kalem, iklimin tetiklediği kahve fiyatı. Sürdürülebilirlik fonksiyonunun işi ise tam olarak bu tür uzun vadeli iklim ve tedarik riskini görüp yönetmek. Şirket, maliyetini büyüten riski yöneten ekibi, maliyet baskısı gerekçesiyle kesti. Kısa vadeli giderden kısmak için uzun vadeli riski yönetecek kapasiteyi feda etmek, finansal disiplin gibi görünüp finansal körlüğe dönüşebiliyor.
Türkiye için ne anlama geliyor
Bu olayı Türkiye’den okurken asıl mesele şu: bir trendi, onu doğuran koşullara sahip olmadan ithal eder miyiz?
2025 ve 2026, sürdürülebilirlik kurumsallığının küresel ölçekte geri çekildiği yıllar oldu. Net Zero Banking Alliance dağıldı, BlackRock ESG söyleminden uzaklaştı, şimdi Starbucks örneği var. Ortak nokta şu: kimse sürdürülebilirliği açıkça reddetmiyor. Fonksiyon başka bir başlığın altına alınıyor, görünürlüğü düşüyor, raporlama gecikiyor. Buna literatürde “greenhushing” deniyor, yani yeşil söylemi yüksek sesle savunmayı bırakıp sessizliğe çekilmek.
Türk kurumları için risk iki yönlü. Bir yandan, bu fonksiyonu henüz oturtamamış bankalar ve şirketler “küresel devler bile geri çekiliyor” diyerek kurmaktan vazgeçebilir, yani kapasiteyi inşa etmeden bırakabilir. Öte yandan gerçek bir asimetri var: AB’nin sürdürülebilirlik düzenlemeleri, sınırda karbon mekanizması ve raporlama yükümlülükleri ihracatçı Türk şirketleri için bağlayıcı kalıyor. Bir Amerikan markasının iç kararıyla ihracat pazarının dış dayatması aynı şey değil.
Bankacılık tarafında mesele daha somut. Sürdürülebilirlik bir bankada ayrı bütçe ve liderlik taşımıyorsa, başka bir birimin içine sıkışmışsa, o fonksiyon iklim riskini bilançoya gerçekten taşıyamaz. Bir koltuğun şemada nereye konduğu sembolik değil, operasyonel bir mesele.
Toparlarsak
Starbucks sürdürülebilirliği iptal etmedi. Onu görünür bir öncelik olmaktan çıkarıp başka bir fonksiyonun içine yerleştirdi, ki bu daha sessiz ve muhtemelen daha kalıcı bir hamle. Şirket kahve kaynağından ve geri dönüşüm projelerinden bahsetmeye devam edecek. Ama ayrı bir liderlik, ayrı bütçe ve düzenli bir etki raporu olmadan bu sözlerin arkasındaki hesap verebilirlik zayıflar.
Bir şirketin sürdürülebilirliğe ne kadar değer verdiğini taahhütlerinden çok, o işi şemanın neresine koyduğundan anlarsınız. Bütçe ve raporlama, basın bültenlerinden daha az yalan söyler. Starbucks koltuğu kaldırdı, en güncel emisyon verisi hâlâ artıda, yeni rapor da ortada yok.
Kaynaklar: Trellis (Starbucks layoffs, Haziran 2026); World Bank Commodity Markets Outlook (kahve fiyatları, 2025-2026); FAO global kahve piyasası notu; ODI iklim ve kahve fiyatları analizi; Starbucks SEC PX14A6G dosyaları (EPCI Komitesi).